2 Şubat 2016 Salı

14.gün - güzel şeyler var son paragrafta

Bir insan niye kendi kendine söz verir ki ya? Boşuna yük ettim kendime. Neymiş? Her gün 20 dakika yazacakmışım da, Word dosyasına ısınacakmışım da. Hey Allah’ım. Tamam, ısındım. Bırakamaz mıyım artık? Neden bırakamıyor muşum ya? Allah Allah! Niye mecbur muşum? Söz vermişim. Tamam arkadaş söz verdim de, o sözü ben vermedim mi? Kendime vermedim mi? Yabancı sayılmam sonuçta verdiğim sözü tutmasam kendimi affedemeyecek miyim? Edeceğim. Ne? Kendime saygım mı olsun? Ay var benim kendime saygım, hep kibar kibar saygılı konuşurum. Hep sizli bizliyimdir. Gerçi sizli bizli olmak da biraz tehlikeli sanki değil mi? Neden siz? Neden biz? Birden fazla kişi mi var? Ne? Kişilik bozukluğu mu dediniz? Ay siz de iş açıyorsunuz başıma. Kendi başıma açtığım işler yetmemiş gibi. Sizlere kendi başıma açtığım işlerden bahsedeyim mi biraz, ne dersiniz?
Ay bahsetmeyeyim bunlardan, çok sıkıcı bunlar. Üf daha sadece beş dakika oldu. Durun ya, aklıma şöyle bir fikir geldi. Şöyle yapsak, hani 20 dakika dedik ya, bence o biraz çok oldu. Böyle onu günden güne azaltsak. Mesela her gün bir dakika azaltsak. Ya da ilaç bırakır gibi, 20 dakika, 15 dakika, 20 dakika, 15 dakika, 10 dakika, 15 dakika, 10 dakika, 5 dakika, 10 dakika, 5 dakika, 5 dakika ve bitti. Bence çok iyi fikir ya. Hem bünyeme de ağır gelmez.

İlaç demişken, en son Cipralex’i böyle bırakmıştım. Allah da bir daha bıraktırtmasın. Kardeşim o ilacı bırakmak başlamaktan daha zormuş. Nasıl bir can sıkıntısıdır öyle. Bağrımı söküp atasım geliyordu.

Cipralex demişken, geçen gün Kübra önümüzdeki arabanın arkasında şöyle bir yazı gördü: “Miras değil, alın teri.” Sen de öyle yazarmışsın falan dedi. Ben de şöyle bir şeyler söyledim. Durun azıcık aşağıda söyleyeceğim ama Kübra’ya söylediğimden daha fazlasını yazacağım. Şunları dedim işte:
  • Miras değil, Kpss ile atandım.
  • Bu araç Cipralex sponsorluğunda alınmıştır.
  • Bu aracın alınmasında bütün kamuoyunun etkisi vardır.
  • Bu aracın alınmasında MEB’in katkısı yok sayılamaz.
  • Bu aracın alınmasında şehrin içine eden plancıların, belediyecilerin, bürokratların ve daha pek çoklarının katkısı vardır.

Kardeşim, siz doğru düzgün ders saati koyaydınız da, o saatte otobüs olaydı da ben araba almayaydım. Gerçi saat doğru düzgün olsa, ben arabayla gidemeyecek kadar trafikli bir yol olacaktı orada. Eh o zaman da şöyle derim, siz şehri adam akıllı düzenleseydiniz de, öyle trafik olmasaydı. Toplu taşımalar yeterli olsaydı, bilmem ne. Siz şöyle bir raylı sistem düzenleseydiniz de uzakları yakın etseydiniz. Siz bizim bekar mı evli mi olduğumuza bakmadan tayin olma hakkı verseydiniz de böyle yollarda sebil olmasaydık. Siz, cipralex içmeye gerek kalmayacak raddeye getirseydiniz de, öyle eline ekmeğini al falan demeyeydiniz de. Ah ulan ah. Çok öfkeliyim size.

Bazen sizi anlayabiliyorum ama yine de bu öfkeme engel olamıyorum.


Neyse ya, akşam akşam böyle sinirli sinirli şeyler yazmak istemiyorum. Güzel şeylerden bahsedelim değil mi? 
Seyahatlerden, yolculuklardan, yolda tanışılan güzel insanlardan, güzel yemeklerden, içilen berrak sulardan, yüzülen serin sulardan, yürünen sıcak kumlardan, dinlenilen ağaç gölgelerinden, taze dallardan koparılan meyvelerden, limonlu dondurmalardan, hasır şapkalardan, parmak arası terliklerden, uçuşan elbiselerden, kiraz küpelerden, boncuklu kolyelerden, mavi denizden, beyaz buluttan, uzaktaki yelkenliden, limandaki cruise’dan, kamaradaki bavulumuzdan, bavuldaki haritadan, haritada işaretli yerlerden, oralarda içilen kahvelerden, buluşulan dostlardan, konuşulan konulardan, verilen davetlerden, gidilen misafirliklerden, ağırlanan misafirlerden, hazırlanan yer yataklarından, temiz çarşaflardan, kalabalık sofralardan, demlik demlik çaylardan, üzerine bir de ikram edilen türk kahvelerinden, yanlarındaki lokumlardan, ah bir şerbetlerden…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder