31 Aralık 2011 Cumartesi

bir kütüphane oyalanmacası


Sevgili okur, bilmeni isterim ki, şuan kütüphanede “İslam hukukunda nişanlanma” adlı bir makale yazmak üzere bulunuyorum, peki yazıyor muyum? Hayır. Pek çok veri topladım, yanımda üzerinde “nişanlanma” yazan bir sürü madde, makale var, ama ben işte oturup onları bir araya getirip kaynak gösterip bir şey yazmıyorum. Ve üzülmüyorum. Çünkü üzerimde bir konu bulmanın ve bunu yetiştirebileceğimin farkında olmanın rahatlığı var. Pek tabi sizlerin de tahmin ettiği gibi son ana bırakıyorum ve her şey istediğim gibi olmayabilir. Zaten konum bile istediğim gibi değil. Ama hiç sorun değil. Bir konum var ya ona şükür.
Y
azar bir dönem boyunca, şunu mu çalışsam, bunu mu çalışsam diye düşünüp, artık makalesini teslim etmesi için son 2 hafta kaldığında, hasta yatağındayken aklına birden gelen konuyu çalışmak zorunda kalmıştır.
Şükrettiğim bir diğer nokta: şuan nişanlanmak gibi bir niyetimin olmayışı, ya da etrafımda bunu ima etmek istediğim kimsenin olmayışıdır. O zaman şuan üzerinde kalpli bir hırka ile nişanlanma ile ilgili onca şeyi okurken içten içe “aah ah, bir nişanlım bile yok, bir evlenme teklifi bile almadım” olacak idi. Allah’a sığınırım.

İlgili kitapların üzerindeki yüzük ve gül resimlerine ise diyecek bir şey bulamıyorum. Bir kitapçıda rafta onu görüp de nişanlısına o kitabı hediye alanın vay haline. Nişanlının o kitapta bulacağı nedir? Nişanlılığın kelime almanı, sünnette yeri, nişanlanılacak kızda aranan özellikler, nişanlanma engelleri yahut evlenme teklifi engelleri, nişanın bozulması (bak bak kızın aklına neler de sokacak o kitap) hediyeleri tazmin, maddi tazminat. Budur yani. He bir de nişanlıların yalnız kalmaları, birbirlerini görmeleri gibi mevzular var. Şimdi sorarım:  “O yüzüğün o gülün orda işi ne?” Kitabı masaya yüzüstü koymak mecburiyetinde kalıyoruz, sonuçta kitaplar bizim en iyi arkadaşlarımızdır ve onları yüzüstü bırakmamalıyız.
Bu da böyle bir espri oldu, kusuruma bakmayınız.
İşte ben de bugün bilgisayarımı taşıdım onca(ağır bir bilgisayar, özellikle de benim gibi narin bir kız için) ama kayda değer ne yazdım? Hiç. Belki bir şey çıkar diye şimdi bunu yazıyorum. Ya da size öyle göstermek istiyorum. Var ya ben belki de “kız geldi oturdu onca saat hiçbir şey yazmadı” demesinler diye bunu yazıyorum. Ne malum? Sonuçta herkesin gözü benim üzerimde.
Var ya hiç öyle değil, burayı en çok bu yüzden seviyorum. Herkesin başı kitabında, kendi çalışmasında. Mesela şuanda önümde amca sanat resimlerine bakıyor. Gerçekten sanat resimleri ama. Beethoven falandır resimdeki. O derece. Ya da birazdan kaplumbağa terbiyecisini inceleyecek. (evet, bildiğim tek ünlü tablo o.)
Sonra ben de kalktım bahçeye çıktım, iki tur attım, zihnimden milyonlarca şey yazıp kendimi güldürdüm, sonra oturdum buraya bunları yazdım. Çünkü o komik şeylerin hepsini unuttum.

sonra ne mi oldu? bir mesaj geldi:
“Merve hala isam’daysan buluşalım mı?”

ve olaylar gelişir..